Güncel

Biz insanoğlu ile tatlı sevdası birbirinden ayrılmaz bir ikilidir. Bu öyle güçlü ve derin bir arzu ki, dilimizde sırf buna özel tat alma duyusu bile var. Düşünsenize; evrimsel açıdan bakıldığında geçmişte üzümsü veya yabani meyvelerdeki tatlılık o meyvenin zararsız, yenilebilir ve mağara insanlarının tüm gün etrafta koşturabilmeleri için ihtiyaç duydukları enerjinin kaynağı olup olmadığının bir göstergesiydi. Oysa günümüzde bütün gün koşturmamızı gerektirecek bir durum var gibi gözükmüyor. İşte bu yüzden her türlü ilave yapay tatlandırıcıdan ve ekstra şekerden uzak durmakta fayda olduğunu söyleyebiliriz.


İlave tatlandırıcıdan kastımız ne peki? Ekmek, dondurulmuş meyve (hani üzerinde 'meyve konsantresi katkılı' yazanlar) ve hiç düşünmeden alıverdiğimiz paketlenmiş gıdalardaki tatlandırıcılardan bahsediyoruz. Zira "çok az tüket" diye bağıran bir fizyolojik uyarı sistemimiz yok. Veya tatlı karşıtı bir tat alma duyusuna da sahip değiliz. (Tamam, acı tat alma duyumuz olabilir; ama o da genellikle tatlı olanla işbirliği içinde hareket ediyor.) Bu nedenle aşırı tatlı dünyasından kendinizi çekip çıkarmanız oldukça önemli. Zaten düzenli bir diyet programını takip etmeye alıştıysanız canınız da aşırı bir şekilde tatlı bir şey çekmeyecektir.

Peki şekerden, tatlılardan ve yapay tatlandırıcılardan uzak durmak kilo verme açısından ne derece kritik bir öneme sahip olabilir? Ne de olsa bir gram şekerde sadece 4 kalori bulunuyor. Tamamen kesilmemesi gereken yağda ise tam 9 kalori var. Ne olmuş yani?

O halde kısaca şöyle söyleyelim; şekerin 4 kalorisi vücudunuza bir girdi mi, yağın 9 kalorisine göre kilo almanızda çok daha fazla etkisi olur. Yani vücudun metabolizmasını sadece sayılara indirgemek işte tam da bu noktada oldukça yanıltıcıdır. Zaten az çok araştırdıysanız fazla yağlı peynir, et gibi ürünleri tüketirken çok fazla kontrolden çıkmamanız gerektiğini biliyorsunuzdur. Şeker konusunda da aynı durum fazlasıyla geçerli. Amerikan Kalp Vakfı yıllarca var gücüyle "şeker de yağ kadar sağlığa zararlıdır" teorisiyle savaştı. Hükümetlerle bir olup düşük yağ mucizesine inanıp bunu savundular. Ancak bu algı, obezitenin yaygın bir hastalık haline gelmesiyle birlikte değişti. Örneğin bugün ABD nüfusunun %60'ı aşırı kilodan muzdaripken, bunların %30'u obezdir. Bu sürecin beraberinde tip 2 diyabet oranları da hızla arttı ve hala da artmaya devam ediyor. Bu gelişmeler üzerine sağlık otoriteleri ve tartışma yaratan bazı gazeteciler şu soruyu sormaya başladı: "Madem onca zamandır az yağlı bir beslenme düzeni takip ediyoruz, neden durmadan balon gibi şişiyoruz?"

Cevap: Şeker ve tatlandırıcılar.

Şeker ve yüksek fruktozlu mısır şurubu tüketimindeki hızlı artış, sırf herkesçe bilinen sebeplerden değil, az yağlı gıdaların bile ağzına kadar bunlarla dolu olmasından kaynaklanıyor. Şeker, karaciğeri yeni yağ hücreleri yapması için uyarır. Ve bir kez vücudunuzda yağ hücresi oluştu mu, ondan kurtulmanız oldukça güç olur. Atkins diyeti gibi diyetler aslında buna çözüm olarak ortaya çıktı, işe yarıyor da. Ancak çok geçmeden bu diyetlerle verilen kilolar geri alınıyor. İşin sırrı bu tarz diyetlerle düşük yağ doktrini arasında belirli bir denge kurmaktan geçiyor. Bu da, az şekerli ve yüksek lifli meyvelerin kilo verdirici etkileriyle birlikte iyi yağlardan aldığımız doyum hissinin artışının birlikte kullanılabilmesine dayanıyor. Böylece diyetinizin ilk gününden itibaren hem daha iyi hissedecek hem de kilo vermeye başlayacaksınız. Ve böyle bir diyete alıştıktan sonra, hayatınızda kola veya diğer gazlı içecekler olmadan da nasıl yaşanabiliyormuş göreceksiniz!

Yine aynı sebeplerden dolayı aspartam ve sevya (şeker otu) gibi yapay tatlandırıcıları da kesmek gerekiyor. Çünkü bu yapay tatlandırıcılar aşırı tatlı yeme isteğini arttırırlar.

Peki tüm bunlar tatlısız bir hayat anlamına mı geliyor? Eğer ideal kilonuza ulaştıysanız ve disiplinli bir şekilde sağlıklı bir yeme düzenini hayatınıza oturttuysanız, zaten artık bilinçli bir tüketicisiniz demektir. Haftalık şımartma öğünlerinizde bir dilim pastayı da midenize rahatlıkla indirebilirsiniz.
A Vitamini ilk olarak 1912'de Casimir Funk adında Polonyalı bir biyokimyacı tarafından keşfedildi. O zamanlar literatürde "vitamin" şeklinde bir tabir dahi bulunmuyordu. Casimir Funk bu yüzden keşfettiği bu moleküle “vitamin”, ilk keşfettiği vitamin olduğu için de “A” ismini verdi.

A vitamini, ıspanak, portakal ve diğer sarı meyveler gibi doğal gıdalarda bolca bulunur. Sebzelerde bulunan A vitamini beta karotenden köken alır ve yağda çözünür. A vitamininin bu beta karoten formu doğal prosesler yardımıyla vücutta emilmeye oldukça elverişlidir.

A Vitamininin Faydaları

Cilt ve göz sağlığının korunabilmesi için vücudumuz her gün belirli miktarlarda A vitaminine ihtiyaç duymaktadır. Özellikle havucun gece körlüğünü önlemesi A vitamininin en bilinen faydalarından biridir. Bunun yanında kanseri ve hızlı yaşlanmayı önleyen bir antioksidan olması da A vitaminini bedenlerimiz için oldukça önemli kılmaktadır. Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi ise bu vitaminin başka bir yararıdır.

A vitamininin yararları düzgün bir şekilde emiliminin gerçekleşmesine bağlı şekilde etkinlik gösterir. Bu etkinliğin verimini yüksek seviyelerde tutmak içinse belirli oranlarda yağ tüketilmelidir. Çünkü A vitamini D, E ve K vitaminleri gibi yağda çözünür. Bu yüzden düşük yağ içeren beslenme programlarını uygulayan insanlar A vitaminini yeterli düzeyde alamayabilirler. Yağ gibi protein tüketimi de A vitamininin hem düzgün emilmesi hem de vücutta daha etkili olması için gereklidir. Nitekim proteinler A vitamini ile birleşerek onu daha güçlü kılar ve vücudunuz tarafından absorbe edilmesini kolaylaştırır.

Ortalama bir birey günlük 10 mcg kadar A vitamini tüketmelidir. Sağlığa ve yaşa bağlı olarak bu miktar aşağı veya yukarı doğru oynayabilir.

A Vitamini Eksikliği

A vitamini eksikliği çekenler cilt problemleri, gece körlüğü, çeşitli enfeksiyonlar gibi problemlerle karşı karşıya kalabilmektedir. Bu vitaminin uzun süre devam eden eksikliğinde ise kanser için risk artışı ortaya çıkar.  O yüzden vücudunuzda A vitamini eksikliği tespit edilirse fazla zaman kaybetmeden bu vitamini dışarıdan takviye olarak almanız büyük ölçüde faydanıza olacaktır.

Eğer A vitamini gereğinden fazla alınırsa eklemlerde, karında ve kemiklerde ağrılar oluşabilmektedir. O yüzden A vitamininin doğru miktarlarda alınmasına özen gösterilmesi gerekir.
İnsan vücudu çok hassas ve dış etkenlere karşı oldukça savunmasızdır. Hatta bedenimiz tarih boyunca bir kılıç, ok veya kurşun için her zaman kolay bir hedef olmuştur. Bunun için insanoğlu vücudunu mümkün olduğunca hep korumaya çalıştı. Örneğin ortaçağ şövalyeleri demir zırhlıydı, günümüzde polisler kötülüklere karşı hayatta kalabilmek için kurşun geçirmez yelekler giyiyorlar. Bu yazımızda tabii ki bu insanlık buluşlarını değerlendirmeyeceğiz; ama konumuz bu söylediklerimizle oldukça benzer: doğanın bize bedenimizi koruması için verdiği cildimiz ve cildi korumanın yolları.

Cildimiz bizi kesici ve yaralıyıcı aletlerin kötücüllüğünden korumasa da mor ötesi ışınlara, ısıya, soğuklara, virüslere ve bakterilere karşı biz farkında olmasak da etkili bir savunma sistemi uyguluyor. Cilt, insan vücudunun çok fonksiyonlu bir bileşenidir. Isı regülasyonu yaparak kan damarlarımızın genişlemesine veya daralmasına sağlayarak ortam sıcaklıklarına adapte olmamızı sağlar. Metobolik fonksiyonu ile bulunduğumuz ortam ile gaz alışverişi yapmamıza yardımcı olur. Cildimizin hissetme fonksiyonu sayesinde bir şeylere dokunabilmenin keyfini yaşarız. Tüm bu sebeplerden dolayı cildimizin çalışma düzenini korumak, tüm vücut sağlığımız için hayati derecede önem teşkil ediyor. Unutmayın ki şövalyeler de zırhlarının bakımını periyodik olarak yapardı.

Peki cildimizi korumak için neler yapabiliriz?

Öncelikle güneş ışığında çok uzun süreler durmaktan kaçınabiliriz. Çünkü güneş kaynaklı ultraviyole ışınlar cildi kurutup incelterek hızlı bir şekilde yaşlandırabilecek oldukça zararlı değişikliklere sebep olur. Cilt kanseri ise bu sürecin en tehlikeli durağı olabilir.

Her ne kadar klişe bir laf da olsa, evet, sigara cildi yaşlandırır. Nikotin denilen madde cilt için güneş kaynaklı zararlı ışınlar kadar tehlikelidir.

Kremler ve losyonlar ile cildi temizlemek ve nemlendirmeyi asla es geçmemek gerekiyor.

Cilt sağlığı için gerekli tüm vitamin ve mineralleri günlük tüketmemiz gereken ölçülerde almalıyız. Bunun için meyve ve sebze tüketimine özen göstermeli, günde belli bir miktarın altına inmeden su içmeliyiz. Aynı zamanda stresten de kaçınmalıyız. Cilt bir ayna gibidir, insanın hormonel ve zihinsel sürecini olduğu gibi yansıtır.

Cilt bakımı, vücudumuzun korunmasıyla ilgili kritik bir noktadır. Gençken cilt bakımı yapmak çok daha kolay olduğundan gerekli işlemlere olabilecek en erken dönemde başlamak gerekiyor. Cildinizi korumak için uzman hekimlerden ve bu konuda uzmanlaşmış cilt bakım merkezlerinden de yardım alabilirsiniz.
Herkes, insan vücudunun düzgün çalışması ve sağlıklı kalması için belirli miktarlarda vitamin ve minerale ihtiyaç duyduğunu bilir. Eğer diyetiniz vücudunuza ihtiyaç duyduğu vitaminleri sağlayamazsa birtakım rahatsızlıkların ortaya çıkması da kaçınılmazdır. O yüzden beslenme programınızın vitaminler açısından iyi ayarlanmış olmasına özen göstermeniz hayati derecede önemlidir.

Vitamin Eksikliği Nelere Sebep Olur?

Vitamin eksikliğinin belirtileri genellikle bu eksikliğin düzeyi ileri safhalara ulaştığında ortaya çıkmakta. Örneğin, A, B1 ve B2 vitaminlerini yeterince alamayanlar iştah kaybıyla birlikte hep bir yorgunluk hissine karşı savaş vereceklerdir. Diğer belirtiler duygusal anormallikler veya stres gibi mental; çatlamış dudaklar gibi fiziksel şekillerde ortaya çıkabilir.

Özellikle A vitamini eksikliğinde yüksek tansiyon ile beraber görme bozukluklarına sıkça rastlanırken saç ve tırnaklarda ise güçsüzleşmeler sonucu kırılmalar meydana gelmektedir. B vitamin grubu yeteri miktarda vücuda alınamazsa sinir ve dolaşım sistemlerinde birtakım aksaklıklar görülebilir, ayrıca kan hücreleri sağlıklı bir şekilde üretilemeyeceğinden anemi belirtileri ortaya çıkabilir veya alzheimer hastalığına kapı aralanabilir. C vitamini eksikliğinde romatizma, kas zayıflığı; D vitamini eksikliğinde ise diş çürümeleri, kemikte deformasyonlar gözlenebilmektedir. E vitamini bir antioksidan olduğu için, ihtiyaç miktarı kadar tüketilemediği durumlarda erken yaşlanma belirtileri oluşmaktadır. K vitamini eksikliğinde ise bağışıklık sisteminin güçsüz düşerek vücudun hastalıklara karşı yakalanma riski artmaktadır.

Vitamin Eksikliğinin Sebepleri Nelerdir, Nasıl Önlem Alınabilir?

Vitamin eksikliğinin en yaygın sebepleri zayıf bir diyet, alkol, stres veya vitamin almanızı ve aldıklarınızı absorbe etmenizi güçleştiren ilaçlardır. Eğer günün her saati halsiz hissediyorsanız, enerjiniz hiç yokmuş gibi geliyorsa muhtemelen günlük almanız gereken vitamin miktarını alamıyorsunuzdur. Bu tarz sorunlar için uzman bir hekime danışırsanız size ihtiyaç duyduğunuz vitamin takviyelerini önerecektir. Sağlıklı ve dengeli bir beslenme programınız olsa dahi vitamin takviyesi almanız gerekebilir. Çünkü diyetinizin başarısız olması durumunda vitaminler mükemmel bir yedekleme kaynağı olarak iş göreceklerdir. Bu yüzden vücudunuz için doğru vitamin ve mineralleri içeren takviyeler kullanmak hem vitamin eksikliği çekenler, hem de çekmeyenler için önem arz etmektedir. Bu takviyelerin ana öğünlerden hemen önce veya hemen sonra alınması da takviyenin etkisini arttıracaktır.

Vitamin takviyesi alırken, kullandığınız ürünün içeriğini de iyi incelemeniz gerekmekte. Takviyenizin özellikle B6, B12, D ve E vitaminlerini içermesine dikkat etmeniz gerekiyor. Çünkü bu vitaminlerin kombinasyonu çağımızın veremi olarak geçen iki hastalığa; kansere ve kalp hastalıklarına karşı savaş vermenizde yardımcı olur. Ayrıca bağışıklık sisteminizi de güçlendirir.

Yaşınız ne olursa olsun vücudunuz için doğru gıdaları tükettiğinizden emin olmalısınız. Zira günümüzde yaygınlaşan fast food kültürü ile vitamin eksikliği dünyada hızla yayılmakta. Unutmayın ki vitaminlerin yerini başka herhangi bir gıda ile değiştiremezsiniz.